Milliyetçi Hareket Partisi MYK Üyesi Zafer Gülseven, sosyal medya paylaşımında ülkücülüğün sadece MHP’de olacağına dikkat çekerek, “Ne yazık ki her dava, içindeki safiyeti kirletmek isteyenlerle de sınanır. Ülkücü hareket, yeri geldi en zor sınavlarını, en yakınında gördüğü insanlardan çekti. Dün bir arada olduğu, aynı idealleri savunduğu bazı kişiler, zamanla menfaatleri uğruna yolunu değiştirdi. Siyaset, bazılarına makam, servet ve güç kazandırırken; dava adamlığını, ahlakı ve ülkücü iradeyi kaybettirdi” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi MYK Üyesi Zafer Gülseven, ülkücülüğün dünü, bugünü ve yarını üzerine sosyal medya hesabından bir paylaşımda bulundu. Ülkücülüğün sadece bir fikir olmadığını söyleyen Gülseven, açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
*Ülkücü Olmak*
Ülkücü olmak, bir kimlikten, bir siyasetten, bir dönemden öte, bir ruh hali, bir inanç ve bir duruştur. Ülkücülük; adanmışlığın, vefanın, fedakârlığın ve millet sevgisinin en saf hâlidir. Bugün, birilerinin siyasi hesaplarla eğip bükmeye çalıştığı, bazılarının kullanıp atmayı düşündüğü bir kavram gibi gösterilmeye çalışılsa da, ülkücülük, dün olduğu gibi bugün de tertemiz bir iradenin, çelik gibi bir omurganın ve şanlı bir mücadelenin adıdır.
*Vatanın Bölünme Tehlikesi Geçirdiği Yetmişli Yıllarda Ülkücü Gençliğin Duruşu*
1970’ler… Türkiye’nin en çalkantılı, en kanlı yılları. Sokaklar yangın yerine dönmüş, üniversiteler cepheleşmiş, ülkenin dört bir yanında vatan evlatları birbirine kırdırılmaya çalışılmıştı. İşte tam bu kargaşanın ortasında, bir avuç ülkücü genç, vatanına, bayrağına, milletine sahip çıkmak için canlarını siper etti. Onlar, kurşunlara göğüs gererek bir ülkenin bölünmesine engel oldu. Onlar, gencecik yaşlarında darağaçlarını, işkencehaneleri, kurşunlanan sokakları gördüler ama asla eğilmediler, asla geri adım atmadılar. Çünkü ülkücü olmak, ölüm pahasına da olsa doğru bildiğin yolda yürümekti.
O dönemde ülkücü gençlik, ne rantın ne siyasetin ne de koltuk sevdasının peşindeydi. Onlar, sadece “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman” bir neslin mücadelesini veriyordu. Onlar, imanlıydı, kararlıydı ve en önemlisi, haksızlığa boyun eğmeyecek kadar dik duruşluydu.
*Siyasi Rant ve Hesaplar Uğruna Davaya İhanet Edenler*
Ne yazık ki her dava, içindeki safiyeti kirletmek isteyenlerle de sınanır. Ülkücü hareket, yeri geldi en zor sınavlarını, en yakınında gördüğü insanlardan çekti. Dün bir arada olduğu, aynı idealleri savunduğu bazı kişiler, zamanla menfaatleri uğruna yolunu değiştirdi. Siyaset, bazılarına makam, servet ve güç kazandırırken; dava adamlığını, ahlakı ve ülkücü iradeyi kaybettirdi.
Bugün, ülkücülüğü yalnızca bir siyasi pozisyon olarak gören, onu basit bir oy potansiyeli zannedenler var. Onlar ülkücülüğü, rant kapısı, kişisel hırslarını tatmin etme yolu olarak gören zavallılardır. Fakat bilmezler ki ülkücülük, hiçbir zaman siyasi bir malzeme olmamıştır, olmayacaktır. Ülkücülük, şahsi menfaatlerin çok ötesinde, milletin bekasını her şeyin üstünde tutan bir şuurdur.
*Bir Gün Tarihin Yazacağı Hakikat ve Gerçekler*
Tarih, bugün güçlü görünenlerin değil, haklı olanların mücadelesini yazacaktır. Bugün kimileri ülkücü hareketi bölmeye, içini boşaltmaya, ona başka anlamlar yüklemeye çalışabilir. Ama bu hareketin gerçek sahipleri bellidir. Dava adamları bellidir. Vakti geldiğinde tarih, kimlerin ülkücülüğü sadece bir araç olarak kullandığını, kimlerin ise bu yolda yüreğini ortaya koyduğunu yazacaktır.
Tarih, Ülkücü Hareket’i sokak çeteleriyle, çürümüş düzenin adamlarıyla bir tutmaya çalışanları unutmayacaktır. Tarih, ülkücülüğün içini boşaltmaya çalışanları, onu bir “statü” sananları, makam için ülkücü şuurunu satanları da unutmayacaktır. Ama en önemlisi, tarih, bu davanın gerçek kahramanlarını altın harflerle yazacaktır.
*Ülkücü Omurga, Ülkücü Duruş ve Şanlı Mazi*
Ülkücü omurga, eğilmez. Ülkücü duruş, bozulmaz. Ülkücü mücadele, yarım kalmaz. Çünkü ülkücülük, sadece bir fikir değil, aynı zamanda bir şereftir.
Bugün, kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, bu harekete gönül vermiş, bu yolda bedel ödemeye hazır olanlar var. Belki sayıları az, belki sesi kısılmaya çalışılıyor ama o ruh ölmez, o irade yıkılmaz. Çünkü ülkücülük, bir siyasi görüş değil, bir yaşam biçimidir.
Ülkücü olmak, sadece kalabalıklarda değil, tek başına da olsa dimdik durabilmektir. Ülkücü olmak, haksızlığa boyun eğmemek, millet için yaşamak, gerektiğinde millet için ölmek demektir. Ve en önemlisi, ülkücü olmak, menfaatler uğruna ruhunu satmamak, şerefini pazarlık konusu yapmamaktır.
Ve ülkücülük vatanı ve bayrağı yarın emin ellere teslim edip atalarımızın emanet ettiği bu toprakları yarınki nesillere teslim etmektir ve bu dünyadan göçüp gitmektir…
Bu dava uğuruna ömrünü vefa etmiş ideallerinden asla taviz vermemiş üç hilalli bayrağı asla yere düşürmemiş Sn. Genel Başkanım Dr. Devlet Bahçeli diyorki gelecek nesillerimize terörsüz bir türkiye bırakacağız
Bu yüzden ülkücü hareket, dün olduğu gibi bugün de ayaktadır. Ve yarın, bu milletin en parlak yarınlarını yine ülkücüler inşa edecektir. Çünkü ülkücülük, yalnızca bir fikrin değil, bir inancın, bir yeminli duruşun adıdır.